Salı, Kasım 27, 2007

Hikayesiz..

İçim yine huzursuz ... İndim ayaklarımı sürüye sürüye kumsala. Baktım etrafa, her şey derin ve gizemli göründü gözüme. Kendimi sığ hissettim, üzüldüm; böyle olmamalı dedim en iyi dostuma, kendime; başladım hikayemi yazmaya kumlara, deliler gibi parmağımla. Bir uçtan öbürüne doldurdum kumları, bazen güldüm, bazen üzüldüm, bazen de çıldıracak kadar pişmanlık duydum hikayemdeki benden. Duramadım ama, durduramadım kendimi, yazdım yazdım, biraz da yazdıklarımdan gurur duyarak. Birileri de görsün istedim aslında, kendim için yazmış olsam bile. Belki beğenirler diye düşündüm; vay be desinler istedim gizli gizli. Kendimle her zamanki inat oyununu oynadım, olduğu gibi yazmaya çalıştım herşeyi, hayali seyircimin, hayali yorumlarını hesaba katmadan. Yapamadım aslında, kim yapabilir ki zaten? Ama elimden geldiğince olan beni yazdım, olması gerekeni değil. Sonra bir geri adım attım, şöyle bir baktım yazdıklarıma, sanki bilmiyormuşum ne olduğunu gibi, kendimi övecek bir şeyler bulmayı isteyerek. Bazen traji-komik ama yine de kıymetliydi hikayem, en azından benim gözümde. İşte tam o anda pis bir rüzgar çıktı, uğursuz bir işaret gibi. Deniz hareketlendi sanki rahatsız olmuşçasına. Kalleş bir dalga geldi taa uzaktan. Gördüm geldiğini, korumaya çalıştım hikayemi ama ne yapabilirdim ki? Geldi yavaş yavaş, önce kendi başladı eziyete, sonra kardeşleri devam ettiler; sildiler hikayemi acımadan. Bağırdım onlara, yumruğumu bile salladım, kendi acizliğimi farketmeyerek; dursunlar diye, gitsinler diye, başka birini bulsunlar diye.. Oysa onlar da geldiler sürekli, güldüler bile belki, hatta eminim güldüler; duydum kendimce iğrenç, pis, sadist gülüşlerini. Onlar için kim olduğu farketmezmiş, silmekten baska bir amaçları yokmuş gibi geldiler durmadan. Sonra birden kayboldular, hikayemden geriye koca bir hiç bırakarak. Oturdum ıslak kumların üstüne, gözlerim doldu hemen, agladım, duramadım. Huzursuzluğum daha da arttı, hikayem gitmişti, beraberinde beni de götürerek. Kim bilecekti beni şimdi? Ne kalmisti ki geriye? Bu ana kadar olan ben bu hikayeydim zaten, bundan sonrasindan beklenecek ne vardı ki? Baştan yazmanın bir manası var mıydı, her isteyen silebilecekse? Zaman içinde bir an mıydı hepsinin ödülü? Ruhum için üzüldüm, kendim için üzüldüm. Yok muydu kendinden geriye ufak da olsa bir iz bırakmanın yolu? Her şey silinip gidecek miydi böyle her zaman? Çaresizce eğdim başımı. Başka zamanda, başka kumsallarda, başka insanlar aynı çaresizligi hisseder mi diye merak ettim. Başkaları da ne kadar küçük ve önemsiz olduklarının farkındalar mı acaba? Kafamı yordum, gelmiş geçmişlerden kalıcı bir iz bırakabilmiş bir kişi bulabilmek için; kimseler gelmedi aklıma. Kendimi de kattım şimdiden kaybolup gidenlerin arasına, biraz daha ağladım...

Cuma, Eylül 28, 2007

Perşembe, Eylül 27, 2007

İnsan terk ederken bir sebep gösterir. Birşey söyler. Karşısındakine cevap hakkı tanır. Öyle durup dururken gidilmez. Yok, çocukluk bu...

Marcel Proust




Gökyüzü gibi birşey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor...

Edip Cansever


Cuma, Eylül 01, 2006


Good bye La Granda...

Perşembe, Haziran 22, 2006

Pazartesi, Nisan 10, 2006

!!!

Ankara'dan selamlar...

Perşembe, Ocak 19, 2006

Bye Bye...

The Everly Brothers - Bye Bye Love

Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye

There goes my baby with-a someone new
She sure looks happy, I sure am blue
She was my baby till he stepped in
Goodbye to romance that might have been

Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye

I´m-a through with romance,
I´m a-through with love
I´m through with a´countin´ the stars above
And here´s the reason that I´m so free
My lovin´ baby is through with me

Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie

Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye

18.01.2006' ithafen

Pazar, Kasım 20, 2005

kanka kız mode off!!!

ya ben artık "kanka kız" olmak istemiyorum yaaa!! hani tamam normal arkadaşlarımın dertlerini dinleyim çözüm üretiyim konuşıyım bik bik.. ama kardeşim her tanıştığım erkek bana kanka muamelesi yapıor yaa... istemiyorum yahu... hoşlandığım insanlara yaklaşamıyorum... yok mu bundan kurtulmanın bir yolu? çok mu guven veriyorum çevreye nedir? sıkıldım yaa istemiorum "kanka kız" falan olmak.. aa aaa aaaa...

Salı, Kasım 08, 2005

Perşembe, Temmuz 21, 2005

EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel

Pazartesi, Temmuz 11, 2005

merhaba, nasılsın???

Lütfen sorma bana "halinden memnun musun?" diye. Aslında merak bile etmediğin birşey için kendimi sorgulattırma bana. Neydimle, ne oldum arasındaki sürünüşe şimdiki aklın verdiği sahte güven duygusuyla dönüp baktırma bana. Beni ezerek değiştirenleri, sinsice değiştirenleri, değersizlikleriyle değiştirenleri, iyi niyetin postuna bürünüp değiştirenleri, değiştirmeyi amaçlamadan neden bilinmez; bilinsede farketmez. Sırf terkettikleri için değiştirenleri hatırlatma bana. Bulduğum, görebildiğim her değişimin sebebini arattırma, her biri için ağıt mı, pişmanlık mı, sevinç mi, umursamazlık mı diye araştırtma bana. Yıldızları da, palyaçoları da, figüranları da özlemedim; onlara manasız selamlar vermek zorunda bırakma beni.

Ağlamakla gülmek arasında seçim yapmak zorunda bırakma beni, ikisine de inanmıyorum; beni kendi aralarında paylaşmış olsalar bile. Sorguladığım herşeyin bende bıraktığı izleri, benim onlarda bıraktığım izlerle karşılaştırma bana; saygım olmayan mücadelelerin galiplerini bilmek zorunda bırakma beni. Zamanında verdiğim değerleri gerçeklerle teraziye koydurtma bana, herşeyi eski zamanların hatıralarından, anlık duygulardan, kısa yanılgılardan, sahte kahramanlardan, bana uzanan kollardan, çaresiz sarılmalardan, zayıflıktan ibaret bahanelerle dengelediğimi duymak istemiyorsan sorma bana bu soruyu. Ama illaki soracaksan, beni bu yolculuğa iteceksen, o zaman bilmelisin ki, evet memnunum halimden, hem de senin asla anlayamayacağın kadar

Ne temiz kalıyor şu hayatta?

Hiç birşey temiz kalmıyor hayatta.. Sahip olmaya, diriltmeye, yüceltmeye çalıştıkça izlerimizi bırakıyoruz üstünde, bundan gurur duymayı başarabilecek kadar da yüzsüzüz aslında.

Temasımızın bıraktığı izlere başarı gözüyle bakacak kadar da körüz. İzlerimizi yarıştıracak kadar da aciz. Bir yandan kirletirken, bir yandan birbirimize gülümseyebilecek kadar da yalancı. Nerde başlıyor tespit etmek güç ama bir o kadar da önemsiz, durdurmanın mümkün olmayacağı bu kadar açıkken.

Başlangıçların temiz umudu giderek kararırken, gülümsemeler bunu kapatmak için giderek gerginleşirken, sonuçlar sebepleri örtmeyi başarırken, sorgulamak da manasız zaten. Savaşmak? Peki savaşmak? Savaşmak da daha fazla kirletmek değil mi? Olmadığını, olamayacağını bildiklerinin uğruna sırf yapmış olmak için girdiğin kavgada bulabileceğin zafer de amacın kadar kirin içinden çıkıp onun bir parçası olmuyor mu?

Aydınlık kör edici şiddetiyle, karanlık örten, sakinleştiren dinginliğiyle kiri kapatsa bile kurtuluşun anahtarı olmadığı çok açık. Kirin içine saklanmak, çaresizlik, kabullenmek... Kabullenmek zaten tek seçenek. Kabullenmek ve görmek, ve bilmek, en azından bir farkın olmadığını bilmek; üstüne düşen payı şöyle veya böyle eninde sonunda kirleteceğini bilmek, tamamen battığında bile gözlerini yummamak; kendinden öncekileri suçlamadan, kendinden sonrakilere "hayatta hiçbirşey temiz kalmıyor, buna hazır olun" diyebilmek...

Pazartesi, Temmuz 04, 2005

Tyler Martin --"Pink Floyd has been my all-time favorite band since I started really listening to music. I think Roger Waters is a genius in dramatic lyrical storytelling. Wright, Mason, and Gilmour are amazingly talented musicians. The very early Syd Barret days just didn't compare, and the band just did not have the same power and energy when they tried to go on without Waters after The Wall and The Final Cut. It was the harmony of these four musicians that made a gigantic musical and emotional impact on me.


Cumartesi, Haziran 04, 2005

dunluk..sonunda...

biliyorum kaç zamandır yazıcam yazıcam deyip yazmıyordum...ama sonunda yazıyorum işte... hayatımı bir düzene soktum sanırım.. sonunda... monotonluk.. butun aradığım buymuş galipa... sabah kalkıyorum..kahvaltı ediyorum(hayatımdaki en yani olaylardan biri.. 20 yıl sonra ilk kez düzenli kahvaltı...), staja geliyorum akşam olunca stajdan çıkıyorum... bişeyler yiyorum bişeyler okuyorum ve erken yatıyorum.. şu erken yatma kısmı hoşuma gtmiyor.. alışkın değilim sekiz saat uyumaya..:P ondan herhalde:P:) asıl yazmak istediğim benim monoton hayatım değil elbette... aslında bi kaçtır düşündüğüm bazı konular var.. mesela nedir bu günlük tadındaki yazıları insanlarla paylaşma isteği? bu itiraf.com'la baişlayan bir akım mı acaba? yani bilmiyorum elbette benim de "yaaa başkaları da bunu görsün" diye yaptığım bi çok şey var ama yani hiç bir zaman başkalarının fikirlerini almak istemediğim konuları su yüzüne çıkarmam... önce iç hesaplaşma yapmak istiyorum galipa bu konular hakkında..:P
her neyse bu konu nerden esti derseniz -ne yazıkki yanıldınız, dünlük'ten değil..:) zira bana anlatılan dunluk konsepti başka bişiydi? yanılıyor muyum?-
www.guncem.com diye bir siteden esti... "senin nickin orda yok mu?" diye sorarsanız: var, evet... kendime göre bazı self justificationlarım da var o sitede bir üye olarak görünüyor olmam için :) ama gene de yani ne biliiiiiim çok şey yazar mıyım bilmiorum..kim bilir belki de yazarım.. gerçekten anlamıyorum ben
sanırım.. yani her gunumu internette anlatmanın -(bi bayan öyle bir site kurmuştu sanırım bir de:) ..)- psikolojik açıklaması nedir??.. asıl bunu merak ediyorum galipa..:) birara sosyal psikoloji dersi almak lazım:P:)))
bir de diyorum ki dunluk zirvesi mi düzenlesek ne;)?:)
hırsız-polis oynarız...:))

Perşembe, Mayıs 26, 2005

Distance... :,-(

Eğer birisini çok seveceğinizi düşünüyorsanız, asla onu bırakamayacak, ona bağlanmaktan, onu düşünmek, geceleri bazen uyanıp ağlamaktan, hayatınızı hep onun için birşeyler yapmak, ona ulaşmak için harcamakla geçirmek, ki bazen de belki de hiç bir zaman bunlara ulaşamamanın verdiği korkunç acı...

Cuma, Mayıs 20, 2005

80'li Yıllarda Yaşamak Demek...

1980li yillarda hayatinin ilk tecrübelerini yasamis, ilkokula gitmis, kenan evren'i, erdal inönü'yü, özali tanimis olmak... Ajda pekkan'in alo, michael jackson'in pepsi reklamlarini hatirlayacak kadar sansli olmak demek Big in Japan , the final countdown ,ey of the tiger demek...

Icraatin içinden demek, semra koy bir kaset de nesemizi bulalim demek...
Köprü demek, ödediginiz her kurus verginin yol, su, elektrik olarak size geri dönmesi demek...

Voltran voltran voltran demek , depozito toplamak adina kola sisesi biriktirmek demek,
Adile nasit ten masal dinlemekdemek...
Debbie gibson, tiffany, jason danovan, sandra,modern talking vb. dinliyor olmak...
Comanchero'nun ve life is life'ın sözlerini ezberlemeye çalismak demek...
Michael jackson, madonna, samantha fox demek...
Korhan abay,cenk koray,metin milli,ersen ve dadaslar demek.
Clementine, he man, she ra, transformers demek.
Okula siyah önlükle gitmek demek. kayahan,nilüfer,sezen aksu, baris manço ile büyümek
demek
Moruk demek,
Herild yani demek,
Hey corc versene borc demek,
Olmaz maykil bende de yok cevabini isitmek demek,
Geriye donup baktikca ic gecirmek demek...
Yüzyil içindeki en iyi, en kiyak kusak. hem eski hem yeni olmak demek.
Biraz gözü açik bir 80 li yüz yillik nesil kültürünü bir porsiyonda almis demektir.
Edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu sörli makleeyynn yeeeeeee diye bagirip en az bir
technotronic kasedine sahip olmak demek.
Mahalle ce$melerinden su icmek, bayramlari iple cekmek, cumhurba$kani denince kenan
evreni hatirlamak demek...
Koltukaltinda topla okul bahçesine yalniz giderken "nasilsa oyniycak birileri vardir"
diyebilmek demek...
Eti kemik geciyor demek;
Evden çikmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocuklugunu yasayabilmis,son dönemin
bir üyesi olmak
Ne sorusuna zonk cevabi vermekten zevk duymak,
Büyüteç ile kagit yakmak ve siyah kagitlarin beyaza oranla daha kolay yandigini
kesfetmek,
9 voltluk pile dilinle dokunup o eksi ani yasamak,
Televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak,
23 nisan çocuk senliginde gelen yabanci çocuklara 5 dakikada asik olmak demek
Son dersin son 5 dakikasinda parkeleri giyip zilin çalmasini beklemek, hurraa kapiya
dolusmak, disariya pestil olarak çikmak demek,
Sinek ilaci arabalarinin arkasinda biraktigi buluttan deli gibi dolasmak demek.
Kutu kolayi actiktan sonra kapagini cekip cikarip atmak demek
Tipe bak demek...
Fon muzigi laura brannigandan self control olan gunler.
Bakkala gitmenin, sokakta oynamanin, harclik toplamanin gecerlisayildigi,
Havuc'un olmadığı yillar demek...

Her seye ragmen temiz ve el degmememis bir hayat demek...sonrasinda biz buyuduk ve
kirlendi dunya demek.
Pazar aksamlari mecburen yikanmak ve erken yatmak demek...
Sesi açip kismak için televizyonun dibine kadar gidip kanal degistirmek için üstündeki
dügmelere basmak zorunda olmak demek
Sehirlerarasi yolculuklara cikarken otobusun 302s olmasi icin dua etmek.
Bilet alirken arka kapinin onu ve tekerlek ustu olmasin demek.
Resimli futbolcu kartlari demek,
Süper babaanne demek,
Fantayla kolayi karistirmak demek,
Mahalle kavrami demek.
Anket ve hatira defterlerinin olmasi bunlara seviyorum ama kimi diye baslayan maniler
yazmak
Önünde tek arkasinda 2 çizgi olan külotlu çoraplarin havada sallanarak giydirilmesi,
İçinde biri sabunlu iki islak bez olan mustili beslenme çantasi,
Dantel yaka,
Yenen kokulu silgi,
Leblebi tozu çekerken atlatilan ölüm tehlikeleri,
Hulahop,
Ayak bilegine takilarak çevrilen top,
Sek sek oynamak,
Bayramda mahalleye dagilip seker toplamak,
Müsaitseniz annemler size gelecek demek
Trt'nin yayin akisinin bitmesiyle çalan istiklal marsi için ayaga kalkip, marsi hazirolda bangir
bangir söylemek ve marsin bitiminden sonra çikan tiz "biiiiiiiiiiiiip"sesine ragmen
televizyonu kapatmamak demek.
Zerrin Özer demek. Nasil da geçmisti bütün bir yaz demek. Bu sarkiya kafanda klip çekmek
demek.
Yazlik diskolarda içeri alinmamak demek. bunun için aglamak ve içeride - her nedense- You
are in the army now- sarkisinda sarmas dolas danseden abi ve ablalara bakip özenmek
demek
Gorbaçov'un kafasindaki kirmiziligin ne oldugunu merak etmek,
Anneye "zeki müren'e teyze mi diyim amca mi diyim" diye sormak,
Kenan evren'in cumhurbaskanligi görevinden ayrilirken çankaya köskü basamaklarindan
yavas yavas inip sekreteriyle vedalasmasini hatirlamak, "hayat bilgisi" kitabinda kenan
evren'in resmi olmasi,
Her yere modern cami insa etme furyasina anlam verememek,
Batman ve sirnak'in henüz il olmadigi günleri hatirlamak,
Özalin çenesinin enteresan yapisina anlam veremeyip, "acaba benim çenem de ilerde böyle
olur mu" kaygisiyla aynaya bakmak demek...
Breyk breyk arkadas ariyorum demek
Eve lazim olur diye fazlaca pul almak demek
ho ho ho hoover demek
Zeki müren'in size alo diyoruuuum demesi demek
İlkokulda halley, petrol ve komancero sarkilarini uydurmasozlerle soyleyerek danseden
tolga han ozentisi sefil dans gruplari kurmak
Okul sonrasinda ise her gun kosturarak eve gidip; bu topragin sesi programinda kimil
zararlisi ile mucadele yontemleri, orman koylusunun sorunlari ve yuksek randimanli
durum bugdayi turleri ile ilgili verilen faydali bilgilerin ardindan kamber aga ile uyanik
skeclerini buyuk bir ilgi ile izlemek demek kucuk yasta bilinçli bir ciftci kadar ziraat
bilgisine sahip olmak demek
Aldim çantami kolumaaa,
Çiktim dallas yoluna,
Ben babi'yi beklerken
Ceyar girdi koluma sarkisini dansiyla birlikte bilmek demek.

Kimler geliyo kimler?
Sana ne,sana ne?
Ama bunu söylemenize gerek yok ki,
Ben yapinca alisverisi, zaten aliyorum satis fisi replikleri barindiran ali-aysegül atik reklami
ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacagim.
Erooooolll, eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya !
fisini de al oglum'daki meshur erol, hadi hep birlikte,hep birlikte, biz biz olalim
yemeklerden önceeee, lavaboya kosalim, hafta da bir kere tirnaklari keselim, firçalayip
onlari tertemiz olalim diye sarkilar ezberleyen bir nesil olmak
Icraatin içinden izleyip özal'in kalemine bakip hipnotizeolmaya çalismak
Videocudan american ninja, kartal,kan sporu ve evil dead gibi filmleri kiralamak
demek
Analogtan dijitale geçis devrini yasamis birey oldugunu anlamakve ikisinden de farkli
zevkler aldiginin farkina varmak demek
Çok güzel bir ülkenin son yillarini hayal meyal hatirlamak,sonra da çivisinin çikisini görerek
büyümek demek
Hava durumlarinin eksi degil de "sifirin altinda bilmem kaç" denildigini bilmek
demek
Apartmanin çatisina 5 metrelik anten takip üstüne de tencere kapagi baglayan bir abinin
sizi tv önüne oturtmasi ve çatidan oldu mu diye bagirip anteni ayarlamaya
çalismasi .
Yunanistan kanallarini görüntülemek adina .. oldu oldu diye camdan kafayi çikarip
bagirmak ve kimsenin buna sasirmamasi demek. siyahbeyaz ve karli bir görüntü de
olsa .. üstelik yunanca tek kelime anlamasaniz da gündüz vakti çizgi film izlemek için
az debelenmemis olmak demek
Muhtemelen hayatimiz boyunca yasadigimiz en güzel 10 yil demek...
Trt 1'de olusan sorunlar sonucu yayina bir süre ara verildiginde ekrana getirilen donuk
agaç, dag bayir, çanak, çömlek resmine en az 10 dakika hareketsiz bakabilmek
demek,
Türkiyede yasamis son mutlu kusak oldugunu hüzünle hissetmek demek.

Perşembe, Mayıs 12, 2005


Kerim Tekin...

Desperation

<>
What's with the destined need to die?
How will I solve this problem and why?
I have the desperation surrounding me.
Wanting the suicidal boy to be me.
With all of my sleepless nights
And all of my inner fights,
Comes death as my final option in life.
To end this pain with the slice of the knife.
With the world that hates me,
And my sickness for all to see.
I've been wanting to make my desperate attempt,
But it might be the thought that I may resent.
I never had people that care in my life,
Which is why I was so glued to the knife.

Cutting released all my agonizing pain.
If I keep it bottled up I will go insane.
Why do I have the desperate need to die?
Why when I cry do the tears run dry?
Why can't I cope with the pain that I feel?
Maybe it's fake, but also so real.

Salı, Mayıs 10, 2005


Safar e Ghandehar