canım sıkılıyor olm. koyacam bu işlere ya. kabz geldi. içim sıkıldı. bakıyosun her şey açık, net, güzel. yok güzel olmasa da en azından açık. bi anlamı var. kötü de olsa var işte. en azından belli ne s.k.m olduğu. lan bi bakıyosun hepsi bombok. derler ki kötü gidiyo. lan işte gidiyo en azından; kötüsü ne, sidikli! hiç gitmeyince daha bi bombok oluyo. her bir şeyin en anlamsız tarafı görünmeye başlıyo. yok gazozmuş yok fırfırmış yok erikmiş. siktir git ordan bi.
içim sıkıldı amk!...
Çarşamba, Mayıs 27, 2009
Pazar, Mayıs 03, 2009
Gazoz Kapağından Fırfır Yaptım - 3
Yağmur başladı. Severim yağmuru, ama akşam oluyor; hava soğuyacak birazdan. Gelmese miydim buralara? Korkmak yok, bilyeleri aldım mı dönerim, bir şey olmaz. Daha önce bu mahalleye geldiğimi hiç hatırlamıyorum, teyzemlerin oturduğu yere çok benziyor, ama kesinlikle orası değil. Aa, vallahi kiraz ağacı billahi kiraz ağacı. Kiraz yok ama bunda?
- Teyze bu kiraz ağacı sizin mi?
- Evet, delikanlı.
Delikanlı mı? Haa, amcam da derdi, öyle bir şey herhalde.
- Kiraz yok ama bunlarda?
- Daha çiçek yavrum onlar. Yaz gelince olur kiraz. Sen kimin oğlusun yavrum bilemedim?
- Aşağı mahalleden geliyorum ben teyze. Buralı değilim. Güneş şurdan mı batıyo, şu tepenin ardından?
- Hee, noldu ki?
Aha dükkanlar var şurda. Dur bi bakayım.
- Delikanlı! Allahallah gitti... Gir kız içeri!
...
- Amca bana şöyle bir kalın ip lazım. Var mıdır?
- Ne için lazımdı beyim?
Beyim mi?
- Cigaran sönmüş beyim.
Allahallah. Lan nası mahalle burası?
- Hı? Ha, evet. Yağmurdan heralde.
Ne zaman yaktım ki bunu? Neyse.
- Kaç metre?
- Ne kaç metre?
- Urgan diyorum. Kaç metre istersin?
- 2- 8- 10 metre, yeter herhalde.
Niye güldü ki bu şimdi. Bıyıkları kırlaşmış, saçı da kel. Sen kendine bak.
- 10 metre kestim, buyur.
- Sağolasın.
- 30 lira.
30 lira mı? Param yok.
- Neyse kalsın vazgeçtim ben.
- E kestim ama beyim.
- Yok kalsın.
- Mındar ettin. Olmaz ki böyle, ama.
- Hadi hayırlı işler.
Koş oğlum, koş. Çok fena kızdı adam.
- Dur beyim, nereye? Allah'ım yarabbim, deli mi ne adam...
Para istedi. Para yok bende. Bende para ne gezer. Vardı ona da kibrit aldım. 30 lira diyor bir de. 30 lira!.. Kaç bilye eder 30 liraya? Çok. Güneşi tutacağım desem parasız verir miydi? Niye versindi ki. Hem alay ederdi belki de. Etmezdi belki de. Yok kesin ederdi. Yusuf bile gülmüştü. Yoruldum, ıslandım, üşüdüm. Niye geldim ki ben buraya? Güneş de batıyor. Yetişemedim. Keşke bisikletimle gelseydim. Hi! Bir, iki, üç... Altı tane!.. Geliyorlar. Anneee! Anneee!
- Beyim!
- Köpekler, var amca!
- İçeri gel, içeri!
Perşembe, Nisan 30, 2009
Gazoz Kapağından Fırfır Yaptım - 2
Yusuf'a dedim ki gel, etme, bir el at da tutalım şu güneşi. Yok ben manyak mıymışım da, yok güneş tutulur muymuş da. Yahu ne olacak sanki. Şu tepenin ardından iniyor her gün. Bir kanca atsak, yakalasak ensesinden, ikimiz birden asıldık mı ipin ucundan, tamamdır. Sonra bir yere, bir ağaca ya da bir kayaya bağlar, hemen döneriz dedim. Yok dedi. Kendi bilir padişah.
Yusuf, benim içim daralır, gönlüm sıkışır. Bazen büyük gibi hissediyorum, bazen şimdileyin küçük gibi. Sana da oluyor mu öyle? Yok mu? Allahallah... Bazen durup dururken bilyelerim kayboluyor. Paçalarımla beraber erik ağaçları da kuruyor. Kibritin var mı? Yahu tamam, içmezsin sen ama ne bileyim, ateş mateş yakıyorsundur belki arada sırada. İyi madem.
Yusuf benim dizlerim titrer, gözüm kararır bazen. O da mı yok sende? Erik yiyek o zaman? Seversin değil mi sen de? Al. Beş sana, beş bana.
Yarın güneşin battığı yere gideyim diyorum. Kasım diyor ki, batan güneş değilmiş, aslında dönen dünyaymış. Bir gün döveceğim Kasım'ı ben. Dediklerinden bir bok anlamıyorum çünkü. Güneş nasıl batmaz Yusuf? Batar değil mi? Ben de tahmin etmiştim, evet, Kasım gerçekten saçmalıyor bazen.
Kasım, Derya'ya aşıkmış, biliyor muydun bunu? Hehee, ağzından kaçırdı. Derya'ya söyleyeceğim dedim, on tane badem verdi; söylemedim tabi ben de. Sen kime aşıksın? Lan valla bak, söylemem kimseye. Yok badem de istemiyorum. Öyle olsun, öğrenirim bir ara. Ben mi? Yok oğlum lan, ne gezer. Sidikli lan bu kızların hepsi. Boşver ortak bunları.
Dün yine kaybettim bilyelerimi Yusuf. Nolacak böyle bilmiyorum. Bugün bir daha arayacağım. Aslında onun için diyorum sana, sen de gel. Şeye canım işte, güneşin battığı yere. Hee, bana kalırsa benim bilyeler orda kayboldu. Düğmen kopmuş Yusuf. Lan ne çabuk yedin? Çiğneyip yutsaydın. Öyle erik mi yenir? Allahallah. Erikten anlamıyorsun sen hiç Yusuf, ha? Kasım'la çok oynama sen. O da anlamaz erikten, sen de ona benziyorsun beraber oynadıkça.
Yusuf yakışıklı adamsın, ama çok boş bakıyorsun? Yavaş mısın ne biraz? Kafan nerde oğlum senin? Gel hadi gel. Gazoz alak mı şurdan? Kapaklarından fırfır yaparız. Korkma lan. Döneriz birazdan. Yahu ne merak edecek.. Öyle mi? E iyi madem. Git sen hadi. Gelirim ben de. Gelirim gelirim. Anneme de söyle, merak etmesin.
......
Amca, bana bir gazoz bir de kibrit. Yok yok babama alıyorum. Hadi hayırlı işler.
Kasım gıcık, Yusuf korkak.. Hey Allah'ım. Mahallede iki oynayacak, konuşacak çocuk yok ki doğru düzgün. Sonra bana diyorlar ki ne işim varmış orda burda, evin önünde oynasaymışım ya. Daha bunlar ne ki? Birgün bisikletimle çıkacağım, o zaman daha uzak yerlere de giderim. Öbür mahallede kiraz ağaçları da var hem. Boşver okulu, birşeye yaradığı yok zaten. Dün de gitmedim, bugün de gitmedim. Yarın da gitmesem nolacak ki? Annem mi? Kızar tabi. Ama zaten gideceğim buralardan. Bulamaz ki kızsın.
Özlerim ya, özlemez mi insan. Şu soytarı Kasım'ı bile özlerim. Ama yine de gideceğim. Sıkıldım bizim mahalleden. Evden de sıkıldım. Okuldan da sıkıldım. Çilek ağacı olan bir mahalle bulup oralarda dururum biraz. Sonra zaten ordan da sıkılırım. Dur hele biraz. Anaam, güneş batmaya yaklaştı. Az hızlanacağım ben. Ancak yetişirim.
Gazoz Kapağından Fırfır Yaptım!
"Yaz, yaz bakalım, yaz.. Ne olacaksa yazınca" demiş Kasım. Yazacağım tabi. Ne olacakmış. Gül sen, gül. Yazacağım ben. Esip tozacağım.
Geçin karşıma. Boyunuzun ölçüsünü alacağım. Hakkınızdan geleceğim. Tepemde öyle uğul uğul, ivit ivit dönüp durmakla olmaz. Dökülün bakalım ne biliyorsanız. Ötün. Hadi. Bakacağım. Kimilerinizin hakkından geleceğim: yıkılın karşımdan diyeceğim. Kimilerinizi de belirsiz bir vakte kadar tehir edeceğim.
Yok arkadaş, deli değilim ben. Deli numarası da yapıyor değilim. Bilyelerim vardı küçükken. Bir elimden diğerine, bir torbadan diğerine aktarır dururdum. Ara ara da öylesine yere döküp tekrar toplardım. Çarpar, böler, kendi kendimi yenerdim. Bazen yenilirdim de. Ama oynardım. Ne zararı var? Oynuyorum ben de işte? Halt etmiş Kasım. O bakadursun, siftine siftine seyrededursun beni. O ancak seyreder zaten.
"Kelimeler," diyormuş, "kah mermi kah merhem olur" diyormuş. Halt etmiş. Dümbüğe bak. Benimkiler bilye. Var mı itirazın? Ne haddine. Vay Kasım vaay.. Kimden öğrendin aslanım sen o ayakları, o lafları? Geçsen karşıma ya? Çizsek üçgeni yere? Dizsek bilyeleri? Mors oynasak? Bakalım kim kimi ütecek.
"İz bırakmalı" diyor. Ulan, iz kim sen kim? Çamurda çakıyla 'kesik' bile oynamamışsındır sen. Bilmezsin tabi. Bizim oraların oyunu. Öğret desen de öğretmem zaten. Sen iz bırakmaya bak aslanım, sürü ayaklarını. Ben paçalarımı ıslatacağım, çatı oluklarından ya da apartman yıkandığında akan suların önüne barajlar kuracağım. Havuzlar yapacağım. Erik yiyeceğim. Sen de ye. Al. Dört tane yeter mi? Yeter yeter, aha altı tane de bana kalıyor. Yok, dört yeter sana. Çok bile hatta. Lan Kasım, erik senin neyine, bana kalsa hiç vermem ya, gözün düşmesin diye veriyorum.
Kasım diyormuş ki yazmak ölümsüzleşmenin bir yoluymuş. Git işine Kasım. Sigara içeceğim ben. Sağlığıma zarar vereceğim. Ellerimden başlıyorum, bir gün elbet kuyruğu da titreteceğim. Yürü git Kasım. Boyundan büyük laflar etme. İlişme bana.
İki dakka adam ol Kasım. Bahardan bahsedeceğim ben. Erik ağaçları çiçek açmış, salkım söğütler yaprak yaprak olmuş; sen bana kelimelerden bahsediyorsun. Öte yanda git iki bilye oyna lan, valla bak, iyi gelir. O ne o? Badem mi? At ağzına, hah.
Kasım diyormuş ki insan aklını başına devşirmeliymiş. Herkes üstüne düşeni yaparsa hiç sorun olmazmış. He bak, onu iyi dedin; işin yok mu senin Kasım?
Git Kasım, yürü git, işine git. Kalbimi kırdın. Ben bilye oynayacağım. Sigara da içeceğim. Anneme söylermiş. Git hadi, selam da söyle benden. Al, benim erikleri de al; yiye yiye git. Haaa, şöyle..
......
Bak şimdi, ne yapacağım. Kasıım! Lan Kasııım! Çükün düşmüş lan, yere bak! Heh heh! Hehehe, bakarsın öyle. Bu oğlan çok salak ya. Aha geliyor. Taş aldı lan yerden. Kaç kaç kaç...
Pazartesi, Nisan 28, 2008
Misak
Sus pus oturmak geceler boyu, gündüzleri bir heyulanın peşinde koşmak durmadan, elbet yorar insanı... Çünkü bilcümle hayalperestler ne bir eksik ne bir fazla bir o kadar da hakikatperesttirler; ama hepsinde zahir olmaz, o başka.
Ticaretini iyi yapmalı insan. Hele ki elinde avucunda ne varsa hepsini koymuşsa ortaya, o zaman semeresini alabilmek için beklemesini de bilmeli. Büyük şeyleri büyük şeylerle takasa yeltenmişse, dönüşü olmayan yollara girmişse hem de bilerek başına gelecekleri; işte asıl o zaman insanlık haysiyetini yere düşürmeden yürümeye çalışmalı o yolda.
Yiğitlik büyük takaslara yeltenmede değil, sırtlanmaya çalıştığı yiğitliğin alnına leke getirmeyecek bir cehd, tahammül, sabır ve sebat gösterebilmede. Unutursa eğer kaybedeceğini zannetmekle kazanacağını görememenin arasındaki anlık tereddüdün bir ömrü ziyana yeteceğini; o zaman zaten kaybetmiş demektir. Ve hüsran büyük bir şeydir gerçekte. İnsan bunu bilse de bilmese de böyledir bu; lakin avucunda hüsrandan başka bir şey kalmayıncaya kadar oynarsa, kaybedeceğini bile bile de olsa yiğitliğin hakkı olan cehdi esirgerse, o, hüsranın aslında ne denli büyük olduğunu hüsranıyla başbaşa bırakıldığında anlayacaktır. Öbür türlü umsun ki verdiği mücadelenin hatırına kurtulur belki.
Ömre törpü, bele sancı, dile acı, boyna zincir bir yükü kabullenmişse insan; hatta bunu bilerek ve isteyerek, hatta ve hatta kelimenin tam anlamında arzulayarak sırtlanmışsa bunu, ne pahasına olursa olsun arkasında durabilmeli ki insan olsun. Cehdiyle arınsın. Dilini ısırsın, boynundaki ağırlıktan yüzü yere sürtülsün, erisin dirhem dirhem; ama beli koptuğunda tüm acılardan kurtulacağı gerçeğiyle teselli bulsun. "Çatlarsam, doğuran kısrak utansın!" diyemiyorsa bilsin ki onun sa'yi "kayanın üstündeki kum gibi" faydasız, çürük ve fanidir, ve bilsin ki işte o zaman "işleri boşa gitmiştir".
Ne ki o, ömrünün sözünü onyedi yaşında, taze tıraş, burnunda anasının ak sütü kokuyorken vermişse; hatırladığında o sözü, içinde zerre pişmanlık görmüyor ama sadece ve sadece insanlık haysiyetini düşünüp kirpikleri çiğleniyorsa; unutmasın ihtiyacı olan yalnızca sabırdır. Yüreğini burkan, adımlarının beyhudeliğini bilmesiyse eğer; korkmasın, gecenin en karanlık anı güneşin doğmasından hemen önceki andır.
Unutmasın ki, insan ulaşmakla değil yürümekle mes'uldür.
Unutmasın ki, buğdayın başağa inkılabı, toprakta çürümesinden geçer.
Unutmasın ki, niye yürümesi gerektiğini unuttuğu gün hatırlayacak hiçbir şeyi kalmayacaktır.
Unutmasın ki, insanlık haysiyeti leke götürmez.
Unutmasın ki, yükü ancak öldüğü gün sırtından inecektir.
Unutmasın ki, sözün yerine gelmesi ancak böyle mümkün olacaktır.
Ticaretini iyi yapmalı insan. Hele ki elinde avucunda ne varsa hepsini koymuşsa ortaya, o zaman semeresini alabilmek için beklemesini de bilmeli. Büyük şeyleri büyük şeylerle takasa yeltenmişse, dönüşü olmayan yollara girmişse hem de bilerek başına gelecekleri; işte asıl o zaman insanlık haysiyetini yere düşürmeden yürümeye çalışmalı o yolda.
Yiğitlik büyük takaslara yeltenmede değil, sırtlanmaya çalıştığı yiğitliğin alnına leke getirmeyecek bir cehd, tahammül, sabır ve sebat gösterebilmede. Unutursa eğer kaybedeceğini zannetmekle kazanacağını görememenin arasındaki anlık tereddüdün bir ömrü ziyana yeteceğini; o zaman zaten kaybetmiş demektir. Ve hüsran büyük bir şeydir gerçekte. İnsan bunu bilse de bilmese de böyledir bu; lakin avucunda hüsrandan başka bir şey kalmayıncaya kadar oynarsa, kaybedeceğini bile bile de olsa yiğitliğin hakkı olan cehdi esirgerse, o, hüsranın aslında ne denli büyük olduğunu hüsranıyla başbaşa bırakıldığında anlayacaktır. Öbür türlü umsun ki verdiği mücadelenin hatırına kurtulur belki.
Ömre törpü, bele sancı, dile acı, boyna zincir bir yükü kabullenmişse insan; hatta bunu bilerek ve isteyerek, hatta ve hatta kelimenin tam anlamında arzulayarak sırtlanmışsa bunu, ne pahasına olursa olsun arkasında durabilmeli ki insan olsun. Cehdiyle arınsın. Dilini ısırsın, boynundaki ağırlıktan yüzü yere sürtülsün, erisin dirhem dirhem; ama beli koptuğunda tüm acılardan kurtulacağı gerçeğiyle teselli bulsun. "Çatlarsam, doğuran kısrak utansın!" diyemiyorsa bilsin ki onun sa'yi "kayanın üstündeki kum gibi" faydasız, çürük ve fanidir, ve bilsin ki işte o zaman "işleri boşa gitmiştir".
Ne ki o, ömrünün sözünü onyedi yaşında, taze tıraş, burnunda anasının ak sütü kokuyorken vermişse; hatırladığında o sözü, içinde zerre pişmanlık görmüyor ama sadece ve sadece insanlık haysiyetini düşünüp kirpikleri çiğleniyorsa; unutmasın ihtiyacı olan yalnızca sabırdır. Yüreğini burkan, adımlarının beyhudeliğini bilmesiyse eğer; korkmasın, gecenin en karanlık anı güneşin doğmasından hemen önceki andır.
Unutmasın ki, insan ulaşmakla değil yürümekle mes'uldür.
Unutmasın ki, buğdayın başağa inkılabı, toprakta çürümesinden geçer.
Unutmasın ki, niye yürümesi gerektiğini unuttuğu gün hatırlayacak hiçbir şeyi kalmayacaktır.
Unutmasın ki, insanlık haysiyeti leke götürmez.
Unutmasın ki, yükü ancak öldüğü gün sırtından inecektir.
Unutmasın ki, sözün yerine gelmesi ancak böyle mümkün olacaktır.
Çarşamba, Aralık 12, 2007
......
...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da Monna Rosa, taş bebeği bıraktık.
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
...
SEZAİ KARAKOÇ - Ve Monna Rosa'dan
Salı, Aralık 11, 2007
KADIN ŞAİRLER AŞKTAN BAHSETTİKLERİ ZAMAN
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Mangalın küle mahcubiyeti artar
Divitlerin ucu eğilir akıtmaya başlar hokkalar
Ayırır denizin kibrini bin parçaya ünlü keman
Donup kalır kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Nefesi kibrit çöpü hissiyle ağdırılan terazi
Duyulur arş-ı âlâda ipsiz birinin çürümüş tahta perdelere
Attığı yumruk tangır tungur
Kalakalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn
Nedir bu dersin ciyak ciyak
Sırası mıydı şu öğle vakti.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kilidiyle kırk yıldır nikah altında kalan defter yanar
Kilit kalır nikel kilit alevlerin büktüğü nikel kilit
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez
Biblonun boyasındaki çatlağı farkederiz
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz.
Mangalın küle mahcubiyeti artar
Divitlerin ucu eğilir akıtmaya başlar hokkalar
Ayırır denizin kibrini bin parçaya ünlü keman
Donup kalır kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Nefesi kibrit çöpü hissiyle ağdırılan terazi
Duyulur arş-ı âlâda ipsiz birinin çürümüş tahta perdelere
Attığı yumruk tangır tungur
Kalakalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn
Nedir bu dersin ciyak ciyak
Sırası mıydı şu öğle vakti.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kilidiyle kırk yıldır nikah altında kalan defter yanar
Kilit kalır nikel kilit alevlerin büktüğü nikel kilit
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez
Biblonun boyasındaki çatlağı farkederiz
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz.
İSMET ÖZEL
Salı, Kasım 27, 2007
Hikayesiz..
İçim yine huzursuz ... İndim ayaklarımı sürüye sürüye kumsala. Baktım etrafa, her şey derin ve gizemli göründü gözüme. Kendimi sığ hissettim, üzüldüm; böyle olmamalı dedim en iyi dostuma, kendime; başladım hikayemi yazmaya kumlara, deliler gibi parmağımla. Bir uçtan öbürüne doldurdum kumları, bazen güldüm, bazen üzüldüm, bazen de çıldıracak kadar pişmanlık duydum hikayemdeki benden. Duramadım ama, durduramadım kendimi, yazdım yazdım, biraz da yazdıklarımdan gurur duyarak. Birileri de görsün istedim aslında, kendim için yazmış olsam bile. Belki beğenirler diye düşündüm; vay be desinler istedim gizli gizli. Kendimle her zamanki inat oyununu oynadım, olduğu gibi yazmaya çalıştım herşeyi, hayali seyircimin, hayali yorumlarını hesaba katmadan. Yapamadım aslında, kim yapabilir ki zaten? Ama elimden geldiğince olan beni yazdım, olması gerekeni değil. Sonra bir geri adım attım, şöyle bir baktım yazdıklarıma, sanki bilmiyormuşum ne olduğunu gibi, kendimi övecek bir şeyler bulmayı isteyerek. Bazen traji-komik ama yine de kıymetliydi hikayem, en azından benim gözümde. İşte tam o anda pis bir rüzgar çıktı, uğursuz bir işaret gibi. Deniz hareketlendi sanki rahatsız olmuşçasına. Kalleş bir dalga geldi taa uzaktan. Gördüm geldiğini, korumaya çalıştım hikayemi ama ne yapabilirdim ki? Geldi yavaş yavaş, önce kendi başladı eziyete, sonra kardeşleri devam ettiler; sildiler hikayemi acımadan. Bağırdım onlara, yumruğumu bile salladım, kendi acizliğimi farketmeyerek; dursunlar diye, gitsinler diye, başka birini bulsunlar diye.. Oysa onlar da geldiler sürekli, güldüler bile belki, hatta eminim güldüler; duydum kendimce iğrenç, pis, sadist gülüşlerini. Onlar için kim olduğu farketmezmiş, silmekten baska bir amaçları yokmuş gibi geldiler durmadan. Sonra birden kayboldular, hikayemden geriye koca bir hiç bırakarak. Oturdum ıslak kumların üstüne, gözlerim doldu hemen, agladım, duramadım. Huzursuzluğum daha da arttı, hikayem gitmişti, beraberinde beni de götürerek. Kim bilecekti beni şimdi? Ne kalmisti ki geriye? Bu ana kadar olan ben bu hikayeydim zaten, bundan sonrasindan beklenecek ne vardı ki? Baştan yazmanın bir manası var mıydı, her isteyen silebilecekse? Zaman içinde bir an mıydı hepsinin ödülü? Ruhum için üzüldüm, kendim için üzüldüm. Yok muydu kendinden geriye ufak da olsa bir iz bırakmanın yolu? Her şey silinip gidecek miydi böyle her zaman? Çaresizce eğdim başımı. Başka zamanda, başka kumsallarda, başka insanlar aynı çaresizligi hisseder mi diye merak ettim. Başkaları da ne kadar küçük ve önemsiz olduklarının farkındalar mı acaba? Kafamı yordum, gelmiş geçmişlerden kalıcı bir iz bırakabilmiş bir kişi bulabilmek için; kimseler gelmedi aklıma. Kendimi de kattım şimdiden kaybolup gidenlerin arasına, biraz daha ağladım...
Cuma, Eylül 28, 2007
Perşembe, Eylül 27, 2007
Perşembe, Haziran 22, 2006
Perşembe, Ocak 19, 2006
Bye Bye...
The Everly Brothers - Bye Bye Love
Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye
There goes my baby with-a someone new
She sure looks happy, I sure am blue
She was my baby till he stepped in
Goodbye to romance that might have been
Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye
I´m-a through with romance,
I´m a-through with love
I´m through with a´countin´ the stars above
And here´s the reason that I´m so free
My lovin´ baby is through with me
Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
18.01.2006' ithafen
Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye
There goes my baby with-a someone new
She sure looks happy, I sure am blue
She was my baby till he stepped in
Goodbye to romance that might have been
Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye
I´m-a through with romance,
I´m a-through with love
I´m through with a´countin´ the stars above
And here´s the reason that I´m so free
My lovin´ baby is through with me
Bye bye love
Bye bye happiness, hello loneliness
I think I´m-a gonna cry-y
Bye bye love, bye bye sweet caress, hello emptiness
I feel like I could di-ie
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
Bye bye my love goodby-eye
18.01.2006' ithafen
Pazar, Kasım 20, 2005
kanka kız mode off!!!
ya ben artık "kanka kız" olmak istemiyorum yaaa!! hani tamam normal arkadaşlarımın dertlerini dinleyim çözüm üretiyim konuşıyım bik bik.. ama kardeşim her tanıştığım erkek bana kanka muamelesi yapıor yaa... istemiyorum yahu... hoşlandığım insanlara yaklaşamıyorum... yok mu bundan kurtulmanın bir yolu? çok mu guven veriyorum çevreye nedir? sıkıldım yaa istemiorum "kanka kız" falan olmak.. aa aaa aaaa...
Salı, Kasım 08, 2005
Perşembe, Temmuz 21, 2005
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Can Yücel
Pazartesi, Temmuz 11, 2005
merhaba, nasılsın???
Lütfen sorma bana "halinden memnun musun?" diye. Aslında merak bile etmediğin birşey için kendimi sorgulattırma bana. Neydimle, ne oldum arasındaki sürünüşe şimdiki aklın verdiği sahte güven duygusuyla dönüp baktırma bana. Beni ezerek değiştirenleri, sinsice değiştirenleri, değersizlikleriyle değiştirenleri, iyi niyetin postuna bürünüp değiştirenleri, değiştirmeyi amaçlamadan neden bilinmez; bilinsede farketmez. Sırf terkettikleri için değiştirenleri hatırlatma bana. Bulduğum, görebildiğim her değişimin sebebini arattırma, her biri için ağıt mı, pişmanlık mı, sevinç mi, umursamazlık mı diye araştırtma bana. Yıldızları da, palyaçoları da, figüranları da özlemedim; onlara manasız selamlar vermek zorunda bırakma beni.
Ağlamakla gülmek arasında seçim yapmak zorunda bırakma beni, ikisine de inanmıyorum; beni kendi aralarında paylaşmış olsalar bile. Sorguladığım herşeyin bende bıraktığı izleri, benim onlarda bıraktığım izlerle karşılaştırma bana; saygım olmayan mücadelelerin galiplerini bilmek zorunda bırakma beni. Zamanında verdiğim değerleri gerçeklerle teraziye koydurtma bana, herşeyi eski zamanların hatıralarından, anlık duygulardan, kısa yanılgılardan, sahte kahramanlardan, bana uzanan kollardan, çaresiz sarılmalardan, zayıflıktan ibaret bahanelerle dengelediğimi duymak istemiyorsan sorma bana bu soruyu. Ama illaki soracaksan, beni bu yolculuğa iteceksen, o zaman bilmelisin ki, evet memnunum halimden, hem de senin asla anlayamayacağın kadar
Ağlamakla gülmek arasında seçim yapmak zorunda bırakma beni, ikisine de inanmıyorum; beni kendi aralarında paylaşmış olsalar bile. Sorguladığım herşeyin bende bıraktığı izleri, benim onlarda bıraktığım izlerle karşılaştırma bana; saygım olmayan mücadelelerin galiplerini bilmek zorunda bırakma beni. Zamanında verdiğim değerleri gerçeklerle teraziye koydurtma bana, herşeyi eski zamanların hatıralarından, anlık duygulardan, kısa yanılgılardan, sahte kahramanlardan, bana uzanan kollardan, çaresiz sarılmalardan, zayıflıktan ibaret bahanelerle dengelediğimi duymak istemiyorsan sorma bana bu soruyu. Ama illaki soracaksan, beni bu yolculuğa iteceksen, o zaman bilmelisin ki, evet memnunum halimden, hem de senin asla anlayamayacağın kadar
Ne temiz kalıyor şu hayatta?
Hiç birşey temiz kalmıyor hayatta.. Sahip olmaya, diriltmeye, yüceltmeye çalıştıkça izlerimizi bırakıyoruz üstünde, bundan gurur duymayı başarabilecek kadar da yüzsüzüz aslında.
Temasımızın bıraktığı izlere başarı gözüyle bakacak kadar da körüz. İzlerimizi yarıştıracak kadar da aciz. Bir yandan kirletirken, bir yandan birbirimize gülümseyebilecek kadar da yalancı. Nerde başlıyor tespit etmek güç ama bir o kadar da önemsiz, durdurmanın mümkün olmayacağı bu kadar açıkken.
Başlangıçların temiz umudu giderek kararırken, gülümsemeler bunu kapatmak için giderek gerginleşirken, sonuçlar sebepleri örtmeyi başarırken, sorgulamak da manasız zaten. Savaşmak? Peki savaşmak? Savaşmak da daha fazla kirletmek değil mi? Olmadığını, olamayacağını bildiklerinin uğruna sırf yapmış olmak için girdiğin kavgada bulabileceğin zafer de amacın kadar kirin içinden çıkıp onun bir parçası olmuyor mu?
Aydınlık kör edici şiddetiyle, karanlık örten, sakinleştiren dinginliğiyle kiri kapatsa bile kurtuluşun anahtarı olmadığı çok açık. Kirin içine saklanmak, çaresizlik, kabullenmek... Kabullenmek zaten tek seçenek. Kabullenmek ve görmek, ve bilmek, en azından bir farkın olmadığını bilmek; üstüne düşen payı şöyle veya böyle eninde sonunda kirleteceğini bilmek, tamamen battığında bile gözlerini yummamak; kendinden öncekileri suçlamadan, kendinden sonrakilere "hayatta hiçbirşey temiz kalmıyor, buna hazır olun" diyebilmek...
Temasımızın bıraktığı izlere başarı gözüyle bakacak kadar da körüz. İzlerimizi yarıştıracak kadar da aciz. Bir yandan kirletirken, bir yandan birbirimize gülümseyebilecek kadar da yalancı. Nerde başlıyor tespit etmek güç ama bir o kadar da önemsiz, durdurmanın mümkün olmayacağı bu kadar açıkken.
Başlangıçların temiz umudu giderek kararırken, gülümsemeler bunu kapatmak için giderek gerginleşirken, sonuçlar sebepleri örtmeyi başarırken, sorgulamak da manasız zaten. Savaşmak? Peki savaşmak? Savaşmak da daha fazla kirletmek değil mi? Olmadığını, olamayacağını bildiklerinin uğruna sırf yapmış olmak için girdiğin kavgada bulabileceğin zafer de amacın kadar kirin içinden çıkıp onun bir parçası olmuyor mu?
Aydınlık kör edici şiddetiyle, karanlık örten, sakinleştiren dinginliğiyle kiri kapatsa bile kurtuluşun anahtarı olmadığı çok açık. Kirin içine saklanmak, çaresizlik, kabullenmek... Kabullenmek zaten tek seçenek. Kabullenmek ve görmek, ve bilmek, en azından bir farkın olmadığını bilmek; üstüne düşen payı şöyle veya böyle eninde sonunda kirleteceğini bilmek, tamamen battığında bile gözlerini yummamak; kendinden öncekileri suçlamadan, kendinden sonrakilere "hayatta hiçbirşey temiz kalmıyor, buna hazır olun" diyebilmek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






